2 Şevval 1431 | 10 Eylül 2010
 
A257D1D7-A390-443A-A8A7-3ED77B0D1AAE
Üye Girişi | Üye Ol
  • ANA SAYFA
  • KUR'AN-I KERİM
    • Okuyun
    • Dinleyin
    • Bilgilenin
  • SON PEYGAMBER
  • TASAVVUF
    • Tasavvufa Dair
    • Yolumuzun Esasları
    • Silsile-i Şerif
    • Hatm-i Hacegan
    • Evrad-ı Şerif
  • M. ZAHİD KOTKU (RH. A.)
    • Hayatı
    • Fotoğrafları
    • Kitapları
    • Sohbetleri
  • M. ES'AD COŞAN (RH. A.)
    • Hayatı
    • İslam Anlayışı
    • Tasavvuf Anlayışı
    • Hizmet Anlayışı
    • Kitapları
    • Başmakaleleri
    • Sohbetleri
    • Fotoğrafları
    • Anma Programları
  • M. NUREDDİN COŞAN
  • SIK SORULAN SORULAR

  • Makaleler
    • İslam Dergisi Başmakaleleri
    • Kadın ve Aile Dergisi Başmakaleleri
    • İlim Sanat Dergisi Başmakaleleri
    • Panzehir Dergisi Başmakaleleri
    • İdeal Yol
Makaleler > İslam Dergisi Başmakaleleri

Laiklik, Demokrasi ve Biz



Mart 1987

Hıristiyanlık, Garp halkları üzerinde tarih boyu, koyu ve mutlak bir hâkimiyet kurmuş, millet hayatının her safha ve faaliyetine el koyarak günümüze kadar devam etmiştir. Bitip tükenmeyen haçlı seferlerinin biz Şark ülkelerindeki tahribat ve katliamları tarihin sayfalarını doldurur. Papalık, kendi ülkelerindeki insanlara da sırf inancından dolayı sonsuz zulümler yapmış, aforozlarla kralları tahtından düşürmüş, engizisyonlarla işkence etmiş, ilim adamlarını susturmuş, değişik mezhep mensuplarını, kâh derilerini yüzerek, kâh saman yığınları üstünde yakarak sindirmiştir. Bu, hepsine müşahhas misaller verebileceğimiz akla hayale sığmayan korkunç ama gerçek olan baskılar, yeni yeni mezheplerin, karşı gizli teşkilatların, ihtilal ve isyanların, dinî ve felsefî mezhep ve cereyanların, içtimaî gruplaşmaların doğmasına sebep olmuşsa da kilisenin tesir ve nüfuzunu tamamen kıramamıştır. Kilise bugün dahi, hâkim ve güçlü bir teşkilattır. Bir kere müstakil siyasî bir şahsiyeti yani papalık devleti vardır. Ayrıca bütün ülkelerde geniş kadrolara, zengin vakıflara sahiptir. Siyasî, iktisadî, kültürel ve içtimaî nüfuzu son derece yüksektir. Sırf papazlar tarafından idare edilen üniversiteler, hastahaneler, yurtlar, gazeteler, yayınevleri, ticarî şirketler, hayır kurumları vs. toplumları kıskıvrak avuçlarında tutar, istedikleri gibi yönetir, yönlendirebilirler.

Laiklik işte bu amansız teşkilat karşısında Garp aydınlarının uzun yıllar mücadele ederek kazanabildiği kısmî bir inanç ve fikir serbestliğinden ibarettir. Kısmîdir; çünkü bugün dahi her Garplı, her istediği fikir ve inancı kolaylıkla benimseyip, ülkesinde rahatça yaşayamaz, bin bir sinsi entrikaya, baskıya, mağduriyete mâruz kalır; mesela işinden atılır, muhitinden tecrit olunur, evi toplanır, dinî teşkilatın devamlı tâcizine uğrar... Ama devlet gücü ve kanunlar, yılların hatta asırların mücadelesi sonunda çeşitli mezhepler ve karşı görüşler arasında kurulmuş olan dengeyi ve sağlanan fikir ve inanç hürriyetini –ülkenin demokratiklikteki samimiyet ve ileriliği ölçüsünde– sağlamaya yöneliktir. Böylece Garp’ta bugün herkes dilediği tarzda yaşar, giyinir, eğlenir, düşünür, tapınır hâle gelebilmiştir.

Bize gelince, iş tersine dönmüştür. Ülkemizde laikliğin yönü, tarifi ve sınırları konusunda ta baştan beri garip bir kargaşa hâkimdir. Cumhuriyet kurulduktan sonra ilk anayasada, “Devletin dini İslâm’dır.” diye yazılmışken, sonra bu hüküm kaldırılmış, resmen bastırılan bazı kitaplarda, “Türkiye, İslâm dini ve medeniyetinin her türlü hüküm ve eserini bertaraf ederek Garp medeniyetine iltihak etme kararındadır.” dahi denilebilmiştir. Ta 1937’lerde kabul edilen laiklik ilkesi, İslâm dinine karşı ters işletilmiş, din eğitimi okulları kapatılmış, Kur’ân-ı Kerîmler ve eski eserler toplatılıp yakılmış veya toprağa gömülmüş, hocalar jandarma ile takip edilmiş, asırlık vakıflar ve dinî yapılar tahrip olunmuş, tarihî eser kitabeleri “eski yazıdır” diye kazıtılmış, camilerde kiliseler gibi org çalınması, sıra konulması istenmiş, gazetelerin dinî konulu tefrikalar yayımlamaları yasaklanmış, ezan değiştirilmiş, hac ibadeti yıllar boyu engellenmiştir...

Laiklik, din düşmanlığı mı demektir; yoksa halkın % 99’u müslüman olan ülkemizde, Yahudilik, Hıristiyanlık, dinsizlik, imansızlık, edepsizlik dıştan destekli olduğu için serbesttir de sadece İslâm mı himayesiz olduğundan, şamar oğlanı durumundadır ki her gelen İslâm’a darbe vurur? Müslümanın mevcut kanunlar çerçevesinde dahi olsa inancına göre yaşamaya, dinini yaymaya çalışmaya, Kur’ân-ı Kerîm’in ahkâmına uymaya, gönlünce ibadet etmeye; istediği mezhebi, meşrebi, yolu seçmeye hakkı yok mudur? Kendisine yapılan iftiralara, haksız hücumlara, yalanlara cevap vermek için ağzını açsa, kalemi ele alsa suç mudur ki dergisinin kapatılması, gazetesinin susturulması –hem de televizyonda– teklif olunabilmektedir?

Resmen fuhuş yuvaları dahi açılmış iken; bar, pavyon, gazino ve diskoteklerde her türlü zararlı ve müstehcen faaliyet çılgınca işlenip durulurken; bütün kötülüklerin anası içkinin her türlüsü üretilir, haksız kazançlar sağlanır, faizler yenilir, gençlik dejenere olur, nesiller çürür, yuvalar yıkılıp, kızlar artist olmaya kaçar, içtimaî değer hükümleri çözülür; haramlar, rüşvetler, haksızlıklar başını almış giderken... bu gidişin vahametini gören vatan evladına bir ikaz ve nasihat hakkı dahi çok mu görülüyor? Cinsî sapıkların, ayyaş ve serserilerin, fahişe ve metreslerin haklarını (!) savunanların o engin hoşgörüleri, müslüman halkın hak ve hürriyetlerine gelince nerelere kayboluyor? Halkımız cahil ve sefil, parya veya hissiz ve şuursuz robot mudur ki vicdan ve inanç yönünden de katı yasaklar ve kaprisli komutlarla idare edilmek isteniyor?

Hayır... Hayır! Sadece, çokbilmiş aydınımız (!) henüz reşit olamamış, Garp’tan çilesi çekilmeden ithal edilen demokrasi ve laikliği anlayamamış, evrensel insan hak ve hürriyetlerini hazmedememiş, gerçek mânasıyla yobaz ve çağ dışı kalmıştır.

Türkiye’de mutlakıyetten, diktatörlükten demokrasiye, “kanun devleti”nden “hukuk devleti”ne, sosyal devlet seviyesine ulaşılmışken, hâlâ diktatörlüğe, zorbalık ve zulme dönmeye heves edenler, bunu kışkırtanlar; tam donkişotvari değirmenlerle savaşa kalkışanlar, halkı ve hakkı karşısına almış, muhayyel düşmanlara savaş çığlıkları atan devrimbaz yaygaracılar vardır... O kadar! Hak ve halk elbette bunları hizaya sokacak, hakkından gelecektir.

Ülkemizde hırçın bir azınlık, halka karşı fevkalade kuvvetli organize olmuştur; gereğinde hükümete çatar, orduya ihtilal davetiyesi çıkartırlar; üyesiz, kuru kalabalık derneklerle, mahdut grupların yüksek tirajlı müstehcen dergi ve gazeteleriyle “zinde güçler” edebiyatı yapar, efkâr-ı umûmiyeyi şartlandırıp, yönlendirmeye, halkı baskıya alıp sindirmeye çalışırlar.

Artık halkımız da bu zorba takım karşısında uyanmalı, şuurlanmalı; hür ve demokratik yolda kendi öz yayın, eğitim, reklam ve propaganda müesseselerini kurup, kendi varlık, benlik ve hukukunu koruyup kollamayı öğrenmelidir.

*


iskenderpasa.com Hukuki Şartlar | İletişim Yardım | Site Haritası
Copyright 2000-2009 Server İletişim A.Ş. Her hakkı mahfuzdur. All Rights Reserved. Sık Kullanılanlara Ekle | Tavsiye Et