Türkiye’de Müslümanlığın tarihî seyri ve halihazır durumu nedir?
Milletimiz uzun bir devre müslümanların mümessilliğini ve geniş İslâm âleminin bayraktarlığını yapmış; büyük ve değerli şahsiyetler yetiştirmiş; İslâm medeniyetini geliştirmiş, dünyanın her yerindeki din kardeşlerine yardım elini uzatmış; onları mânen ve maddeten, fikren ve fiilen canla başla savunup korumuş; üç kıtada asırlarca hüküm sürmüş; hizmetleriyle ümmetten haklı bir saygı ve sevgi toplamış, lider bir millet idi.
Ülkemiz, mâzîdeki bu şanlı ve şerefli durumunu, çeşitli askerî ve sosyal sebepler yüzünden maalesef muhafaza edememiştir. O günlerin aziz hatırası ve tatlı yâdı hatırımızda capcanlı yaşıyor. Daha sonraki durumun acılığı ise hâlâ içimizde kanamakta olan bir yara halindedir. Düşmanlar İslâm namına bizi hedef almış, peş peşe asırlar boyu ve münavebe yoluyla saldırmış durmuş; dostlar bizi yardımsız bırakmış, hatta arkadan hançerlemiştir. Böylece sürekli geriledik, yıprandık, çöktük. Çok zor günler yaşadık, yüz binlerce vatan evladı şehit düştü. Eskiye nisbetle çok küçük bir vatan parçasında üstün iman hasletlerimizle cansiperâne çarpışarak istiklalimizi kurtarabildik.
Düşmanlarımızı tanımayan gafillerimiz, muvakkat bir nefes alma devresine ve korkunç tavizler vererek sağlanan aldatıcı rehavete bakarak mücadelenin sona erdiğini sanıyor. Düşmanların zaman zaman düşen maskelerinden, bize karşı takındıkları hırçın tavırlardan, hırıltılı diş göstermelerden uyanmıyor.
Evet, maddî savaş zahirde durakladı; fakat fikir, inanç, din ve kültür sahasındaki mânevî mücadele, sinsi ve gizli çalışmalar bütün şiddetiyle devam ediyor. Buna karşılık aramızdaki gafil okumuşlar oyunun farkında değil; hatta düşman, onları eski devşirmeler gibi kullanıp kendi namına bize saldırtıyor. Onlar münevverlik iddiasında, fakat kendi öz mâzîsinden, mefâhirinden, kültüründen kopmuş; millî idealini, ecdat şuurunu yitirmiş; ezelî hasımlarımızın safına geçmiş; eski eyaletlerimizdeki masum müslüman kitlelerin kanlı katillerini dost edinmiş; asıl dostlarına, soydaşlarına, dindaşlarına, kardeşlerine kan kusturuyor.
Diğer yandan, geniş halk kitlelerimiz de –dinî eğitimdeki uzun fetret devresi ve millî eğitim politikasındaki sosyal gerçeklere aykırı prensip kararları sebebiyle– örf ve âdetini, ahlâk ve âdabını, dinin ana emirlerini ve zarif inceliklerini unutmuş durumda; inanç, ibadet, davranış ve yaşayışında tashihe muhtaç hususlar, bariz tezatlar, âşikâr tutarsızlıklar ve hazin hatalar dolu. Ülkenin kahir ekseriyeti müslüman ama kaç tanesi dört başı mamur, ölçülü, dengeli, ihlaslı, bilgili, şuurlu, mücahid müslüman?
Bu durumda bizlere büyük mesuliyetler geliyor. Kolları ve paçaları sıvamalı; hasımlara, düşmanlara karşı toparlanmalı, birlik ve beraberliği mutlaka sağlamalı, müşterek hareket etmeli, bilhassa şuurlu müslüman sayısını artırmak, tabanı ve daireyi genişletmek, cahilleri eğitmek, gafilleri uyarmak üzere var gücümüzle irşad çalışmalarına yönelmeliyiz. Şahsi, içtimaî ve hatta millî necat ve felahımız bu çalışmalara bağlıdır.
*